Dört büyüklerden herkesin bir sorunu var. Bu sezon şampiyonluğun en yakın adayı olarak gösterilen G.Saray bile, arada tökezliyor. Kendi içinde açmazlar, çıkmazlar, çaprazlar yaşıyor. Kimsede huzur yok.
Futbol zaten teknik, kalite, devamlılık ve etik açıdan yerlerde sürünüyor.
Benim en çok şaşırdığım şey; büyüklerin tökezlediği bir şans döneminde, Anadolu takımlarının bunu bir fırsat olarak algılamaması... Üstelik, şike soruşturması kapsamında 6-7 takımın küme düşürülebileceğinin konuşulduğu bir ortamda; buna bulaşmayanların gidecekleri istikamete şose de döşenmiş oluyor. Başkalarına uygulanacak muhtemel cezalandırmalar nedeniyle, (Belki şampiyon ilan edilmek ya da Avrupa kupalarına gitmek dahil) bir çok ihsana açık durumdalar. Ama kimse umursamıyor.
***
Mesela Bursaspor; şampiyon olduğu sezondan çok daha başarılı olacağı bir süreçte bulunması gerekirken, 9 mağlubiyetle ligin 12. sırasında çürüyor. G.Antep diplerde, Eskişehir raydan çıktı. Kayseri ne kokar ne bulaşır pozisyonunu sürdürüyor. Antalya sağa-sola yalpalıyor.
Bir bakıyorsun; dört büyükler süründükleri bir dönemde bile, puan cetvelinin ilk 4 sırasını gene onlar almış... Böyle başa böyle tarak!
Anadolu kulüpleri; naklen yayın gelirlerini bir itici güç olarak değil, bir uyuşturucu olarak değerlendirdiği için, ense yapmaya daha yatkın oldular. Gelen ağam giden paşam, hiçbir şey umurlarında değil.
Kulüp başkanlığında “Çöreklenme” dönemi başladı. Koltuğa oturan, oraya kendini mıhlıyor... Kulüpler Birliği içinde yaptıkları tek şey, 3 büyüklere sorgusuz-sualsiz-sebepsiz biat etmek!
Kimsenin kulübünü başarıya götürmek gibi bir derdi yok. Eğer olsaydı; altın tabak içinde sunulan günümüzdeki fırsatlar dönemini, böyle hımbıl, tembel ve duygusuz bir şekilde geçirmezlerdi.
Orduspor Başkanı Nedim Türkmen; 58. madde tartışmaları çıktığında söyledikleri ile, olağanüstü genel kurul günleri geldiğinde aynı konuda söyledikleri birbiriyle yüzde yüz çelişti. Bu yüzden yumruk da yedi.
Fırıldak gibi dönen, çıkarı neredeyse aniden oraya yönelen, düştüğü çelişkiyi bir güzel yutturan ve hazmeden anlayış; Türk futbolunun temel kimliği olmaya zorlanıyor. Buna izin vermeyin!
Bazı ahtapot türleri; yiyecek bir şey bulamadığında, kendi kollarını yemeğe başlar. Futbolumuz o konumda...
Parayı veren düdüğü ve saksafonu çalıyor
Quaresma’yı kim istemez?... Fernandes, olmazsa olmaz... Almeida, iyi kumaş... Ernst, turbo motor... Simao, dalgacı ama canı istediğinde zıpkın... Egemen, kalitesi ISO 9001 garanti kapsamında... İbrahim Toraman; müteahhitlerin örnek dairesi... Takımın Sivok’u, güvenlik sibopu .... Hilbert, kasko sigortası...
Böyle bir takıma sahip olup da, liderin 9 puan gerisinde kalmak nasıl bir duygu acaba?
İsimleri tek tek saydığın zaman; ortaya çıkan şeyin takım değil, takım üstü bir şey olması lazım. Ama ligin düşme hattına komşu 15’inci takımı ile, aynı sayıda gol yemiş bir garabet var ortada...
Başkanı; futbolun kaos ortamında ön planda kalmaya özen gösteren bir tavır içinde. Ancak görünür olmak, saygın olmak anlamına gelmiyor. Demirören, Kulüpler Birliği içindeki tutumuyla ciddi dozajda değer yitimine uğradı. “F.Bahçemiz” lafı her şeyin üstüne tuz biber ekti. Kendi taraftarının da tepkisine neden oldu.
Başkan, Beşiktaş’ın başarısından çok; 58. madde şovalyeliğine soyundu. Ama Don Kişot’luktan öteye gidemedi. Bindiği dalı kestiği için, düşeceğini hesaba katamadı. Söz konusu maddenin bir defalığına rafa kaldırılmasına çanak tutmak, ona pahalıya patladı.
Boşverdiği, yabancıların paralarını ödemediği takımı da güme gitti. Allah akıl fikir versin.
***
Yalnız Türkiye liginde değil, Avrupa Kupası’nda da tozu dumana katması beklenen Beşiktaş; tam aksine toz duman içinde kayboldu. Önümüzdeki Braga maçında da hüsran yaşanırsa “Bırak aga” sesleri gene yükselir. O da “Kulübün bana bu kadar borcu varken, beni kimse gönderemez” cakasında bulunur. Burası Türkiye, parayı veren yalnız düdüğü değil; borazanı, saksafonu, sipsiyi, zurnayı da çalıyor